EN-NÂFÎ (cc) (Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan.) Menfaatları yaratan, ancak Allahu Teâlâ’dır. Bütün vukuat sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yoğu var etmez. Onlar ancak
insanların elinde birer tutamak ve Hak’tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır. İnsanın menfaatına hâkim ve rakipsiz müessir ancak O’dur. Allahu Teâlâ gerçi mazarrat verici şeyler yaratmıştır. Fakat onlardan zararlanmamızı değil, bilâkis maddî, manevî bütün zararlardan sakınıp, korunmamızı emretmiştir. Allahu Teâlâ, insanlara menfaat ayırt edecek kuvvet verdiği gibi -ki bu kuvvet, akıl ve ilimdir- bunlardan herhangi birinin sebeplerinin tutabilmek üzere kendilerine tam bir serbestlik de vermiştir. Bu serbestliğe binâen, bir insan hangi tarafın sebeplerini tutarsa âkıbeti oraya çıkar ve bu âkıbeti bile bile, kendi arzusuyla hazırlamış olur.
Kula gereken şey: Allah bir kuluna elem, tasa, korku, hastalık, fakirlik gibi bir sıkıntı verirse, onu yine Allah’tan başka açacak yoktur ve eğer bilâkis, lezzet, sevinç, sıhhat, gınâ, muvaffakiyet gibi bir menfaat verirse, onları devam ettirecek olan da ancak O’dur. O halde ferahlık zamanında olsun, ıstırap zamanında olsun yalnız Allahu Teâlâ’ya müteveccih olmak, onun hükmüne, emr ü fermânına râzı ve teslim olmak lazımdır.
EL-HÂDÎ (cc) (Hidâyet yaratan, istediği kulunu hayırlı ve kârlı yollara muvaffak kılan, murâdına erdiren.) Hidâyet, Allahu Teâlâ’nın lûtuf ve keremiyle kuluna -sonu hayr ve saâdet olacak- isteklerinin yollarını gösterivermesi veya yola götürüp murâdına erdirivermesidir. Sâdece yolunu ve sebeplerni gösterivermeğe irşat; neticeye erişinceye kadar yola götürüvermeye (tevfik) denir. Hidayetin karşılığı delâlettir. Delalet, doğru yoldan bile bile veya iğfâle kapılarak sapmaktır. Hidayetin neticesi iman, delaletin neticesi imansızlıktır.
Hidayeti de, delaleti de ancak Allah yaratır. Yani gönüllere imanı sevdiren sebepleri Allah yarattığı gibi, küfür tarafını tutturan sebepleri yaratan da O’dur.
Kula gereken şey: Bilinmelidir ki, dünyada insanları iyiliğe çağıran hidayet mürşitleri bulunduğu gibi, kötülükleri süsleyerek iyiliktir diye yutturmaya çalışan şeytanlar da vardır.
“Yâ Rab bizi doğru yola hidayet et”
EL-BEDÎ (cc) (Örneksiz, misâlsiz, acib ve hayret verici âlemler icâd eden.) Bedî, mübdî ma’nâsınadır. Mübdî’, ibdâ’ eden yani örneği bulunmayan bir şey icâd ve yaratan demektir. (Bedî’) hiç birinin de örneği ve misali yokken sayısız şeyler icat ve ihtira eden, düşünmeğe, araştırmaya muhtaç olmadan kolaylıkla ve dâimâ misilsiz şeyler yaratmak, icat etmek adeti ve kadim sıfatı bulunan zat demektir ki, bu ma’nâca Bedî’ ancak Allahu Teâlâ Hazretleri’dir.
Örneği yokken Allah’ın kudretiyle meydana gelen fevkalâde güzel ve insana hayret verici şeylere de -ibdâ’ olunmuş ma’nâsına bedî’ denildiği vardır. Bu i’tibarla gökler ve yer ve Allah’ın yarattığı her şey ne kadar bedî’, ne kadar misalsizdir! Allahu Teâlâ onlardan hiçbir zerre yokken, ortada örnek ve misal tutulacak hiçbir şey bulunmuyorken ilk önce bunları ihtirâ etmiş, her nev’î ilk ferdini, ilk örneğini ibda’ edip yoktan vücûda getirmiştir.
EL-ĞANİYY (cc) (Çok zengin ve her şeyden müstağni.) Zengin kimdir? Zengin; hiçbir şeye ihtiyacı olmayan her şey yanında mevcut bulunduğu için hiçbir sûretle başkasına müracaat mecburiyetinde olmayan zât demektir. Bu sıfat, tam ve mutlak sûrette Allah’a mahsustur.
İhtiyaç, ma’budluğa uymaz: Çünkü ihtiyaç eksikliktir. Hâcet sahibi, muhtâc olduğu şeyi tedârikinden âciz bulunuyor demektir.
Bilinmelidir ki, zengin ancak Allah’tır. İnsanlar âciz ve muhtaç, fakirdirler. Acz ve ihtiyaç, insana hakikî mevkiini gösteren en açık bir mürşit ve bütün mahlûkâtı hatt-ı müstakim üzere bir sıraya getiren, bir hizâya koyan en umûmî bir eksikliktir.
EL-BÂKÎ (cc) (Varlığının sonu olmayan.) Bu ism-i şerif, varlığın devamını bildiren bir kelimedir. Varlığın devamı, önü ve sonu olmamakladır. Önü olmamak mülâhazasıyla Allahu Teâlâ’ya (El-Kadîm), sonu olmamak mülâhazasıyla, (El-Bâkî) denir. Bu ma’nâlara yakın (El-Ezelî, El-Ebedî) ism-i şerifleri de vardır. ezel, geçmişte başlangıcı olmayan; ebed, ilerde sonu olmayan demektir. Allahu Teâlâ’nın varlığı devam bakımından zaman mefhûmunun içine girmez.
Kula gereken şey: Bu geçici hayata aldanıp kıymetli ömrünü boşuna telef etmemek dünyaya niçin geldiğini öğrenip, Allah’ın rızasını kazanmak üzere hayatından faydalanmak, fânî hayatla bâkî hayat kazanmaktır.
|
| Sayı: |
227 |
| Bölüm: |
Kısa Kısa |
|