|
Dağılan Yugoslavya’dan 1992’de bağımsızlığını ilan ettikten sonra Sırp ve Hırvatların saldırısına uğrayan Bosna Hersek’te 4 yıl süren savaş sonunda, geriye yüz binlerce şehit, bir o kadar dul ve yetim kaldı.
Avrupa’nın ortasında bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen kuşatma ve saldırılar sırasında binlerce sivil Müslüman Bosnalı katledildi. 40 bin kadın toplama kamplarında sistemli tecavüze uğradı. Bu şekilde 22 bin çocuk dünyaya geldi. Boşnakların uğradığı soykırıma, zulme ve vahşete insan haklarını ve adaleti dilinden düşürmeyen Batı ülkeleri seyirci kaldı. Ne zamanki, Boşnaklar Aliya İzzetbegoviç’in önderliğinde cephelerde başarı kazanmaya başlayınca Amerika müdahale etti. Üç tarafın da katılımıyla Dayton Antlaşması imzalandı ve savaş sona erdi. Zafere doğru ilerleyen Boşnaklar için bu antlaşmanın şartları ağırdı aslında ama Bilge Kral Aliya için daha zor olan karar, ülkesine tekrar savaş kararı ile dönmekti.
Bosna-Hersek’te 12 yılda çok şey değişti. Savaşın izleri yavaş yavaş siliniyor. Savaştan sonra birkaç yıl tamamen biten karışık evlilikler yeniden başlamış. Saraybosna’da Sırp bombaları ile yıkılan bina ve evlerin, kimisi yeniden yapılmış, kimisi tamir edilip yaşanacak hale getirilmiş. Bazı binaların tamir edilmeyen dış cephelerinden savaşın dehşetini okumak hâlâ mümkün. Şehri kuşattıkları 4 yıl boyunca özellikle Osmanlı döneminden kalma eserleri hedef alan Sırplar kısmen de olsa amacına ulaşmış. Ancak, Saraybosna her şeye rağmen camileri, minareleri, eski çarşısı, ıhlamurları, çınarları ve köprüleriyle, en önemlisi de ‘Selamün aleyküm’ ve ‘Allah’a emanet’ dilekleriyle bir Osmanlı şehri olduğunu ispat ediyor.
***
Sevgi Derneği’nden sevgi gezisi
 Sevgi Derneği tarafında organize edilen Bosna gezisine katılanlar (soldan sağa): Özlem Albayrak (Yeni Şafak), Rümeysa Şişman (Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi), Ayşe Böhürler (Kanal 7), Sevinç Gökşen (Yazar), Nazife Şişman (Yazar), Emine Eroğlu (Timaş), Fadime Özkan (Star), Fatma K. Barbarosoğlu (Yeni Şafak), Şemsinur Özdemir (Zaman), Müşerref Özer (Sevgi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı).
Biz, bir grup gazeteci ve yazar, tam da ıhlamurlar çiçek açtığı zaman Bosna-Hersek’te idik. Sevgi Eğitim ve Kültür Derneği’nin davetlisi olarak, Fidan Turizm’in rehberliğinde Başkent Saraybosna başta olmak üzere, Mostar, Potiçel, Blagay, Travnik ve Ayvaz dede şenliklerinde savaşın yaralarını sarmaya çalışan Bosnalı Müslümanların dirayetine, Osmanlı’ya olan vefasına ve samimi dindarlıklarına şahit olduk. Yemyeşil ormanların ve berrak nehirlerin arasında cenneti andıran Saraybosna’da şehitleriyle koyun koyuna yaşayan bu insanların her birinin hüzünlü bir hikayesi vardı. Sırp kuşatmasının yarıldığı ve şehre tek giriş yeri olan İgman dağı destanî kahramanlar yatağıydı. Biz oradan sadece birini, Çedomir Domuz’u (Soyadının, Türkçe'deki anlamıyla ilgisi yok) ve onun savaştan sonra yeni bir aile kurarak ayakta duran eşi, 5 yetime analık eden, soyu kesilmeye ahdedilmiş bir milleti Kevser gibi besleyip çoğaltan damarlardan biri olan Vesna Hanım’ı anlatabileceğiz. Bu ailenin hikayesini önce Bosna Sema Eğitim Kurumları Genel Müdürü Fatih Gürsoy’dan dinledik ve sonra da evlerinde ziyaret ettik.
***
Çedomir’in hikayesi
Polis Çedomir’in bu fotoğrafı savaş sırasında çekilmiş. Haç, tesbih, Ayetel Kürsi gibi bütün dinlere ait sembolleri üzerinde taşıyordu. Hepsinin hatırası vardı. Kimisini komutanı, kimisini yaşlı bir kadın vermişti.
1992-95 yıllarında 42 ay devam eden kuşatma sırasında Saraybosna’da kalan Ortodoks bir Bosnalı idi Vesna Domuz. Eşi Çedomir ile polis teşkilatında birlikte çalışıyorlardı. 10 yaşında Teo ve 6 yaşında Sanya adlı iki çocukları vardı. Sırplar Avrupa’nın en büyük 4. ordusu ile şehri bombalamaya başlayınca onlar gibi Ortodoks olan Çedomir, ülkesinin bölünmesine karşı çıkarak Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in yanında yer aldı. Etrafına topladığı 30 kişilik birliğiyle İgman dağında Sırp güçlerine karşı savaşmaya başladı. Kahraman babasını sesi titreyerek anlatan Teo, onun zaten bütün insanları seven, haksızlıklara tahammül edemeyen biri olduğunu söylüyor. Ancak, babasını Boşnaklara yakınlaştıran taze bir olayı da anlatıyor. Çedomir, savaştan birkaç ay önce hastalanır ve ameliyat olması gerekir. Eşi ve annesi kan aramak için karakola gider. Kan vermeyi kabul eden 9 kişi de Müslüman’dır. Savaş başlayınca Boşnak, Hırvat ve Sırp polisler de kendi aralarında ayrılır. Sırplar, Çedomir’in de kendi saflarına katılmasını bekler. O ise eşi Vesna’ya düşüncelerini şöyle anlatmıştır: “Eğer bu insanlar benim hayatımı kurtardıysa bundan sonra onların beni öldürmek istediğine, benimle savaşacaklarına inanamam. Sırpları, Ortodoksları sevmediklerine inanmıyorum. Yaşadığım ülkeye karşı borçluyum, buna karşı sorumluyum. Ülkemi koruyacağım ve onun için savaşacağım. Benim için başka bir ülke yok.”
İgman dağına çıkan Çedomir, kendi grubuyla, Sırp cephesini yararak, dağdan şehrin girişindeki havaalanına kadar güvenli bir geçiş koridoru açar. Bu sayede günde 2 bin bomba düşen Saraybosna’da mahrumiyetler içinde yaşamaya çalışan Boşnak halka dış yardımlar ulaştırılır. Çedomir’in birliğinde Adnan isimli Müslüman bir arkadaşı vardır. İgman dağı kurtulmadan can verirlerse yan yana defnedilmek için sözleşir, vasiyetlerini yazarlar. Ayrıca, kim hayatta kalırsa, savaştan sonra diğerinin ailesine bakacaktır. O yılın temmuz ayında ‘Eğer sağ kalırsam savaştan sonra bir daha çıkmayacağım; ama savaş devam ederse sağ kaldığım sürece de inmeyeceğim.’ dediği İgman dağında vurulur Çedomir. Gömülmek için söylediği yer hâlâ Sırpların elindedir. Bir arkadaşı gizlice götürüp defneder oraya. 5 ay sonra da Adnan şehit olur. Bayramiç’teki şehitliğe götürülür naaşı. Eşyalarının arasındaki not defterinde komutanı Çedomir ile sözleştikleri vasiyet bulunur. Şimdi İgman dağında koyun koyuna yatıyor iki şehit. Komutan Çedomir’in mezar taşına kırık bir gül dalı işlenmiş, yüzlerce yıl barışın hakim olduğu bu topraklarda kırılan güzel duyguların sembolü olsun diye.
Bosna-Hersek’te herkes onun şehadetine inanıyor. Vesna Hanım, Müslüman olduktan sonra eşinin mezarında ne okuyacağını düşünür. Rüyasında onu tabutunun içinde ellerini ağzına kapatmış bir durumda görür. Danıştığı bir cami hocası, kelime-i şehadeti diliyle söylememiş olsa bile eşinin şehit olduğu şeklinde yorumlar bu rüyayı.
***
Teo, Türkiye’de askerî okulda okumuş
(Teo’nun elindeki kırmızı bereyi Bosna-Hersek cumhurbaşkanı merhum Aliya İzzetbegoviç, başından çıkarıp hediye etmiş.)
Merhum Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, savaş sırasında bu şehit ailesine yardım eder. Çedomir’in arkadaşları kendi aileleri gibi, sahip çıkar, yardımcı olur onlara. Savaştan sonra Sırpların yıktığı evlerini tamir edip yerleşirler. Vesna Hanım, eşinin arkadaşlarından Yasmin Evliç adlı Boşnak subay ile 1999’da evlenir. Yasmin Bey’in eşi Ortodoks’tur. Savaş çıkınca çocukları Aliyana, Ale ve Dino’yu alıp Sırbistan’a ailesinin yanına gider. Barıştan sonra da geri dönmez. Vesna Hanım şimdi 5 yetim çocuğa annelik yapıyor.
Teo, Türkiye’de askerî okulda okumuş. Şu anda Bosna-Hersek ordusunun genç bir teğmeni. Asker olmaya ne zaman karar verdiğini sorduğumuzda “Ben zaten askerdim.” diyor. Sanya ise, Türkoloji ve sanat tarihi okuyor. Vesna Hanım, içişleri bakanlığındaki görevinin yanı sıra, belediye meclisinde danışmanlık yapıyor ve barış için çalışan, gençlere ve çocuklara yardım eden teşkilatlarda görev alıyor.
Vesna Hamın ile Sanya 2002’de Müslüman olmuş; ancak bu karar uzun yıllara dayanıyor. İlkokulda bütün arkadaşları Müslüman olan Sanya, din dersi başladığında annesine ‘Ben de gidebilir miyim?’ diye sormuş. Annesinden izin çıkınca derslere katıldığını söyleyen Sanya, sonraki süreci şöyle anlatıyor: “Arkadaşlarım her şeyi benden daha iyi biliyordu. Bunları nerede öğreniyorsunuz, diye sordum. Pazar günleri gittiğimiz camide öğreniyoruz, dediler. (Bosna Hersek’te bütün çocuklar ilkokul ile birlikte hafta sonları da camilerde dini eğitim almaya başlıyor.) Ben de onlarla birlikte gittim. Namaz kılmayı öğrendim. Onlarla birlikte ilahiler okuyordum. İslam’a geçtiğim zaman İslam’ı iyi biliyordum ve zaten ben İslam’da idim.” Kızının İslam’a ilgisini takip eden, ona camide hediye edilen Kur’an-ı Kerim’i inceleyen Vesna Hanım da savaştan sonra bazı rüyalar görmeye başlar. “İlk rüyamda hacca gittiğimi gördüm. Orada ne yapacağım, diye sordum. ‘Hiçbir şey yapmana gerek yok. Elini bilgisayara koy. O Kevser Suresi’ni okuyacak.’ dediler bana. Bu rüyaya cevap aramaya başladım. İki yıl boyunca kimse yorumlayamadı rüyamı. O arada başka rüyalar da gördüm. Ondan sonra yaşlı bir imam buldum. ‘Sen anlarsın ya da anlamazsın; ama Müslüman olacaksın’ dedi. Sanya ile birlikte camiye gittik. 6 Haziran 2002’de Müslüman olduk. Sonra da dinimizi beraberce öğrenmeye başladık. Hacca henüz gidemedim.” diyen Vesna Hanım Esma, Sanya da Selma isimlerini eklemişler.
Vesna Hanım: Asıl fakir olanlar, ailesi olmayanlardır
“Bu kadar felaketten sonra yine de mutluyum. Çok şeye ihtiyacım yok. Herkesin maddi şeylerin geçici olduğunu bilmesini istiyorum. Maddi şeyler tekrar elde edilebiliyor. Çocuklarımızı az ile mutlu olacak şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz. Aile içinde hoş bir ortam oluşturmak önemli. Asıl fakir olanlar, ailesi olmayanlardır. Çocuklarıyla konuşmayan aileleri anlamıyorum. Aile en önemli şey. Allah’ın yardımı ve sevgi olursa herkes mutlu olabilir.
***
Türk okulları bir arada yaşama kültürünü veriyor
Türkiye’den savaş sırasında Bosna-Hersek’e giden ilk eğitim gönüllüleri de 1994’te Saraybosna’ya tünelden girmişler. Boşnak halkın, canını, namusunu, vatanını korumaya çalıştığı o hengamede, bu toprakların geleceği olan nesilleri yetiştirmeye talip birkaç gönüllü öğretmen, günlerce süren aç, susuz, yaya yolculuktan sonra İgman dağını aşıp tünelin kapısına ulaşır. Sıra kendilerine geldiğinde ‘Mücahit misiniz?’ diye sorulur. Çünkü o dönemde Müslüman ülkelerden cephede savaşmak için gelen gönüllüler de vardır. ‘Evet, biz kalem mücahidiyiz. Buraya okul açmaya geldik.’ cevabına ikna etmek o şartlarda çok zordur; ama izni İlahi ile açılır yolları. Savaş sırasında bodrum katlarında bile olsa eğitime devam eden okullarda öğretmenlik yaparlar. Savaştan sonra okul açana kadar onlarca öğrencinin Türkiye’deki özel okullara gitmesi sağlanır. Harabeye dönmüş 2’şer katlı 3 binayı tamir ederek eğitime başlarlar.
Saraybosna’daki uluslararası okulun yanı sıra bir dil merkezi, Bihaç’ta lise, Tuzla’da ilköğretim okulu faaliyet gösteriyor. “Okullarımızda üç etnik grup aynı çatı altında okuyor. Bu ülkede bunu başaran tek okul bizimki. Uluslararası ilkokulda 20 farklı ülkeden öğrenciler var. Bugün yaşanan güzelliklerin hepsi ilk gelenlerin çabası ve duası ile oldu.” diyor Okul Müdürü Fatih Gürsoy.
Bugün İgman dağının eteğinde Ilıca ilçesinde 7 binadan oluşacak eğitim kompleksinin ilki olan uluslararası okul 2006-2007 döneminde eğitime açılmış. Daha önce kiralık binalarda eğitim verdiklerini belirten Gürsoy, okulla ilgili şu bilgileri veriyor: “900 öğrencimiz var. Eğitim dilimiz Türkçe ve İngilizce. Öğrencileri sınavla alıyoruz. Şehit çocuklarına ayrılmış kontenjanımız var. Onlara ücretsiz eğitim veriyoruz. İlk gelen öğretmenlerin Türkiye’deki okullara gönderdiği çocuklar bugün meslektaşımız oldu. ”
***
“İyi ki geldiler”
Bosna Hersek’te Türk eğitimcilere ilk günden beri destek olan eğitim aşığı Boşnak asıllı Prof. Tarık Obraliç, ‘İlk’leri tünelde karşılayanlardan biri. O günleri anlatırken “İyi ki geldiler.” diyen Obraliç şöyle konuşuyor: “Bosna’ya güzel kravatla, şık elbiselerle, parayla, uçakla gelmedi bu insanlar. Toprağın altından girdi buraya hizmet. Çiçek tohumunu toprağa atınca büyür, güzel olur, güzel kokmaya başlar. Topraktan çıkan şey güzel oluyor, hizmet de öyle. Bir gün tünelden 4 kişi girdi. Günde 2 bin bomba düşüyordu şehre. Mücahidiz, dediler. Hani nerede silahınız, dedim. Biz kalem mücahidiyiz, dediler. İyi ki geldiler. Ceplerinde sadece 200 dolar vardı. Bir onlar eksikti başımızda, dedik önce. Yıllar geçti. Okullarımız bugün Avrupa’nın en iyi okullarıdır. Ben bir eğitim hastası olarak buradayım. Avrupa kendileri gibi yaşamamızı istiyor. İslamsız Müslüman istiyorlar. Biz Osmanlı torunlarıyız. Gayri meşru ilişkiler, içki, sigara, uyuşturucu olmayan tek okul burası.”
***
7 şehit, 7 tohum oldu ve yüzlerce çiçek açtı Saraybosna’da
Fidan Turizm’in Genel Müdürü Ali Dokumacı, buraya gelen ‘ilk’lerden biri. Ilıca’daki okul açılınca yakında oturan yaşlı bir kadının ziyaretine giden Dokumacı, ona artık komşu olduklarını söyler. Ziyarete sevinen kadın “Benim de bir oğlum vardı. Tam okulun bulunduğu yerdeki cephede şehit oldu.” der. “Allah’a şükür, senin bir oğlun buraya tohum gibi düştü, bak yüzlerce öğrenciyle çiçek açtı.” cevabını verir Ali Bey. Teyzenin sözü bitmemiştir: “Oğlumuz, evimizin tek çocuğuydu. Burada tek çocuğu olan 7 aile idik. Onlar da hep aynı yerde şehit oldu.” Ali Bey ve arkadaşları bu sözler üzerine düşünürken okulun henüz tamamlanmamış projesine dikkat ederler. Yıllar önce toprağını korumak için nice şehidin kanı dökülen bu arazide kurmayı planladıkları eğitim kompleksinin 7 adet binası vardır. Yere düşen 7 şehit, tohum olmuş, onların üzerinde yükselen 7 bina ile yüzlerce çiçek serpilmiştir Saraybosna’ya. Üstelik onlar, savaş sebebi olan ayrılıkları bir kenara bırakıp barış içinde, aynı toprağın insanları olarak bir arada yaşama gayesi ile filizleniyor.
***
Ayvaz Dede günü hac havasında yaşanıyor
Boşnakların tarihe, kültürlerine ve dinlerine bağlılığının sembolü olan Ayvaz Dede şenlikleri, Bosna’nın fethedildiği 1463’ten beri 497 kez yapıldı. Savaş sırasında ise her haziranın son pazar gününe denk gelen şenlik zamanında 5-10 kişi dağa çıkıp dua edermiş. Bosna’ya su getirdiğine inanılan Ayvaz Dede’nin türbesinin bulunduğu Prusat (Akhisar) köyünden itibaren 7 km yürüyerek çam ormanının arasındaki şenlik alanına varan Boşnak halkının toplu namaz ve duaları, küçük bir hac havasında geçiyor. Şenliğe, riyaset makamının başı olan müftü Mustafa Seriç ile birlikte en üst düzey devlet görevlileri katılıyor.
|
| Sayı: |
246 |
| Bölüm: |
Portreler |
|