Dini bilgiler
Efendimiz (sas)
Evlilik
Çocuğum
Ailemi Seviyorum
Dr. Bilge
Sağlık
Eğitim
Kıssadan Hisse
Kadın ve Sağlık
Portreler
Beslenme
Editör
Hayatın İçinden
Bir Teklif
Kısa Kısa
Dekorasyon
Kitap
İnternet
Dr. Can
Hac
Kurban
Yarıyıl Tatili
Özel Dosyalar
Okur Mektubu
Arşiv

İstiklâl Marşı, milletimizin ruhunun tercümanıdır
İstiklâl mücadelesi sürüyor ve Âkif’in gönlü heyecanla dolup taşıyordu. İstiklal Marşı olacak bir şiir yazmak iştiyakı içindeydi ancak müsabakada 500 lira ödül konmuştu. Âkif, ödülü almamak şartıyla şiiri yazmayı kabul etti.

İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihte güzel yurdumuzun büyük bölümü işgal altındaydı. Vatanperver birçok insan ailelerini, sevdiklerini, işlerini, rahatlarını bir yana bırakmış vatanın nasıl kurtarılabileceğine dair planlar hazırlıyordu. Kuvay-ı Milliye birçok yerde vaziyeti ele almış, terhis edilen ordunun boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Doğu’da (Musa) Kâzım Karabekir Paşa, kahraman asker Yakup Şevki Paşa gibi ondan devraldığı 15. Kolordu Komutanlığı bünyesindeki askerlerini terhis etmemiş, cephanesini de vermemişti. Millî ve dinî heyecana dayanarak millî mücadele başladı. Bu azim ve irade karşısında zaman içinde önce İtalyanlar, ardından da Fransızlar Ankara hükümetiyle anlaşarak Anadolu topraklarını terk ettiler. İzmir başta olmak üzere bütün Ege’yi işgal eden Yunanlılar bir ara Ankara/Polatlı’ya kadar yanaşmışlar, ordumuzun Sakarya’nın arkasına çekildiği dönemde Millet Meclisi’nin Kayseri’ye taşınması bile gündeme gelmiş, hatta Bakanlar Kurulu bu konuda karar almıştı. Ancak Meclis’ten onay almak gerekiyordu. Hükûmet kararı, Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: “Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla dövüşmeye mi?” Millet temsilcileri, Ankara’yı harpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı konuşmalar üzerine Meclis, tahliyenin aksine Ankara’nın müdafaasına, bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verilmişti. İstiklâl Marşı böylesine coşkun duyguların yaşandığı bir süreç içinde yazıldı.

Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920’de gazetelere verdiği bir ilanla “İstiklâl Marşı için müsabaka açıldığını, güfte ve beste için 500’er lira mükafat konulduğunu bildirdi. Gönderilen 724 şiir de istenen seviyede değildi. Büyük İslam şairi Mehmed Âkif Bey’in müsabakaya katılmaması Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin dikkatini çekmişti. Dostlarından sorulduğunda anlaşıldı ki, Âkif’in katılmamasının gerekçesi sonunda para ödülü olması dolayısıylaydı. Pürüz hemen halledildi, para bir hayır kurumuna bağışlanabilecekti. O günlerde Burdur milletvekili olan merhum Âkif, “Müsabaka oldu, ben de katılmadım. Şimdi nasıl olacak?” diye itiraz etmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanı’nın ve arkadaşlarının ricasıyla marşı Ankara’daki Taceddin Dergahı’na kapanarak yazdı. Marş’la ilgili Meclis’te yapılan görüşmeler, kabulü, arka arkaya 3 kere okunup ayakta gözyaşlarıyla dinlenmesi eşsiz manzaralar oluşturmuştur.

Mehmet Âkif söz ve mana bakımından mükemmel bir “İstiklal Marşı” yazmış olup bunu Türk Milleti’ne armağan etmiştir. Marşın yazıldığı zaman maddi olarak çok zor durumda olmasına rağmen ki; soğuk havalarda evde bulunan bir paltoyu arkadaşıyla nöbetleşe giyebilecek kadar zorda olan bir insan karşılığında verilen parayı almamış ve bu marşı da Türk Milleti’ne armağan ettiğinden “Safahat” adlı şiir kitabına almamıştır. Hasta yatağında “Üstad İstiklal Marşı’nın yeniden yazılmasını ister misiniz” sorusu karşılığında yerinden fırlayarak “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı’nın yazıldığı günleri göstermesin.” diyerek çekilen sıkıntıyı anlatmaya çalışmıştır. Allah rahmetiyle Efendimiz’e komşu eylesin. Amin.


MİTHAT CEMAL KUNTAY ANLATIYOR:
ÂKİF’İN İSTANBUL’U

Caddelerden, nutuklardan, düğünlerden, bir kelime ile, şehirden kaçan adamdı. Bir nevi tenhalığı vardı ki, bu inziva, bilmem nasıl anlatayım, kendi tahtelarzının karanlığında yaşaması demekti. Sokak hilekârdı, izdiham yalancıydı, şehir münafıktı. Onun arzu ettiği kadar temiz şehir ancak çöl olabilirdi. Sokakta bedbahttı. Her insanda şahsından bir parçasını bırakacakmış gibi evine kaçışı vardı.

Galata ve Beyoğlu... İşte Âkif’in İstanbul’una dahil olmayan iki yer. Âkif’in İstanbul’u Haliç’in sırtındaki Sultan Selim Camii’nden başlar, Marmara’nın yanındaki Kazasker Feyzullah Efendi Camii’nde biter. Köprüden Sarıgüzel’deki evine giderken Âkif beş caminin maneviyatında yürürdü: Yeni Cami’nin kudsiyetine dalarak Mercan yokuşunu çıkar, Bayezit ve Süleymanîye camilerinin iki kanadına bürünür. Şehzade Camii’nin nurunda uçar, Fatih Camii’nin şümulünde evine inerdi: Zaten Fatih Camii ve Âkif’in evi birbirinin müştemilâtı idi; babası, namazdan sonra, ahbaplarıyla, caminin maksurelerinde görünürdü. Cami evin selâmlık dairesiydi, ev de caminin harem tarafı.

Asrın demirinden ve dumanından kaçan Âkif, minarelerin dibinde cücelikleri artan dükkânlara ve evlere bakmayarak bankasız, borsasız manevî bir İstanbul’da yürür, caddelerde kendi kendinden ibaret kalarak, programlı bir dalgınlıkla sokaklardan geçerdi; bu dalgınlık yalnız bir minareler hıyabanından geçtiğini zannetmek içindi: O kadar dalgın olacaktı ki bunlardan başka bir şey görmeyecekti.
Sayı: 222
Bölüm: Portreler



Yazdır Arkadaşıma Gönder Geri Yukarı


Yazara ait diğer makaleler

'Teravih' orucun meyvesi gecenin bereketidir
Ramazan’da ne yapalım, ne yapmayalım?
Berat Kandili affımız için büyük bir fırsat
Nefsimiz de guguk kuşu gibidir
Dr. Can ı rahmet ve özlemle anıyoruz
Tevhid, Allah’ı (cc) Rab olarak kabul etmektir
90 yıllık hayatı sürekli gayretle geçen bir insan: Ahmet Açıl
Okullar kapanıyor, şimdi tatil zamanı
Efendimiz’i (sas) çok seviyoruz
Şehir, şehitleriyle İslambol oldu
Ravza-i Murad’da açan gül
Rabbimiz’i (cc) hatırlamak en büyük ibadettir
Ana-babasına iyilik eden evladından da iyilik görür
Sünnetlere uyalım; ama farzları ihmal etmeyelim


Portreler
'Düzenli çalışma ile her yaşta Kur'an hâfızı olunabilir'
'Yetim çocukların başını okşayan elleriniz olsun'
'Keşke daha çok insan gecesini gündüzüne katarak Allah’ı anlatsa!'
'Talebeler bize emanetti, onları baba şefkatiyle korumaya çalıştım'
Harakani Hz. insanlara hizmeti varlığının gayesi olarak gördü
Saraybosna’da 5 yetim annesi Vesna Hanım: Çocuklarımıza az ile mutlu olmayı öğretiyoruz
Güneydoğulu kadınların kültür ve yardım kapısı 'Necla Hattapoğlu'
Dedem benim, hayat kaynağım, bilge rehberim
90 yıllık hayatı sürekli gayretle geçen bir insan: Ahmet Açıl
Dört kocası da şehit olan Sahabi Hanım Atike
Son Osmanlı konağının sahibesi 'Hattat Müşerref Çelebi'
Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarından ibretli olaylar!..
Hayatı değiştiren kitaplar
Hz. Ebû Zerr nasıl MÜSLÜMAN oldu?
Mazlum milletlerin vicdanı: Zenci Musa
İstiklâl Marşı, milletimizin ruhunun tercümanıdır
Adiy b. Hâtim’in Müslüman oluşu 'Bana neden inanmadığını biliyorum'
Sevgi ile yaşayan bir insan 'Hasan Feyzi Yüregil'
Alman kızı Ulla: Türkiye’de Müslüman doğup büyümüş gibiyim
İmtihanlarla gerçek “sevgi”yi bulmak




Sayı 250
21 Eyll 2007


PDF formatında indirmek için tıklayınız

New Page 1
 

En Çok Okunanlar

En Çok Önerilenler
 


Dr. Can’ın vefatından bir gün önceki ses kaydını dinlemek için tıklayınız


Copyright© 1995-2006 Feza Gazetecilik A.S. / Fevzi Çakmak Mah. 34194 Yenibosna / İSTANBUL
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 454 14 67 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.