Dini bilgiler
Efendimiz (sas)
Evlilik
Çocuğum
Ailemi Seviyorum
Dr. Bilge
Sağlık
Eğitim
Kıssadan Hisse
Kadın ve Sağlık
Portreler
Beslenme
Editör
Hayatın İçinden
Bir Teklif
Kısa Kısa
Dekorasyon
Kitap
İnternet
Dr. Can
Hac
Kurban
Yarıyıl Tatili
Özel Dosyalar
Okur Mektubu
Arşiv

Hiç düşündünüz mü? Anlaşan, anlaştıran insan mısınız?
Kâmil, olgun mü’min, anlaşmazlığa düştüğü yerde, dayatmayla, inatla iş yapmaz. Fanatiklik ve körükörüne inat bir mü’minin vasfı değildir. Mü’min, muhataplarıyla doğru ve helal yoldan anlaşmaya çalışır.

Size bir soru: Evde ve sokakta kendi görüşümüzü kabul ettirmek için olanca ısrarımızla direniyor muyuz? Yoksa, bizim görüşümüzün kabul görmediği yerlerde yine de bir anlaşma yolu arıyor, bir uyumlu insan örneği verme gereğine inanıyor muyuz? Yani eninde sonunda anlaşan-anlaştıran insan olmayı tercih ediyor muyuz? Böyle bir uyum ölçümüz var mı bizim?

- Bence, anlaşmazlıklara maruz kaldığımız yerlerde inanmış insanlara mahsus uyum ölçümüz vardır bizim. Hem de bu uyum ölçüsünü Peygamberimiz vermiştir bizlere. Kitaplık çaptaki tek cümlelik hadisinde şöyle buyurmuştur Efendimiz:

- ‘Mümin, anlaşan, anlaştıran insandır!..’ Evet, kamil ve olgun mümin, anlaşmazlığa düştüğü yerlerde dayatmayı, inadı tercih etmez. Fanatik ve iddiacı biri görüntüsü vermeye yönelmez. Ne pahasına olursa olsun kendi dediğini kabul ettirme inadını sürdürmez..

- Ya ne yapar? Fedakârlıkla da olsa muhataplarla anlaşmayı, anlaştırmayı, işi tatlıya bağlamayı, helalleşerek halletmeyi esas alır. Çünkü kendisi mümindir. Mümin ise Efendimiz’in tarifiyle:

- Kendisi anlaşan, başkalarını da anlaştıran adam, demektir. İnanmış insanın vazgeçilmez uyum özelliği ve güzelliğidir bu anlaşma ve anlaştırma vasfı..

Olgun müminin sevimli yanını böyle tarif eden Efendimiz, sevimsiz yanını da hadisin devamında şöyle ifade buyurmuştur: “Anlaşmayan ve anlaştırmaya gayret etmeyen müminde hayır yoktur!” Evet, anlaşmayan, anlaştırmaya gayret etmeyen müminde hayır yoktur.

Sözü daha fazla uzatmadan Efendimiz’in (sas) iki mümin arasındaki bir anlaşmazlığı nasıl anlaştırarak tatlıya bağladığına bakalım..

Sahabenin ileri gelenlerinden Kab bin Malik ile İbni ebi Hadred, Mescid-i Saadet’e namaza gelmişlerdi. Ancak Kab’ın ötekinde alacağı vardı. Hazır yan yana gelmişken Kaab, alacağı parasını istedi. Borçlu da henüz eksiğini tamamlayamadığından hemen veremeyeceğini ifade etti. Derken gürültü Resulüllah’ın hanesinden duyulacak kadar yükseldi. Evinin mescide bakan penceresinden perdeyi kaldırarak boynunu uzatıp iki tarafa da bakan Resulüllah, iki mümin arasında bir alacak verecek anlaşmazlığı olduğunu anladı. Müminler arasındaki anlaşmazlıklar müminlere mahsus şekilde mutlaka bir anlaşma anlaştırma ile sonuçlanmalıydı. Bu, kamil müminin vasfıydı. Bunun için de gücü yeten tarafın birazcık fedakârlığı gerekirdi. Bu yüzden Efendimiz, alacaklı olan Kab bin Malik’e, sağ elinin şehadet parmağını yukarıya doğru dikerek ortasından bölme işareti yaptıktan sonra, ‘Alacağının yarısını bağışla, sen bunu yapabilirsin, durumun böyle bir fedakârlığa müsaittir.’ tavsiyesinde bulundu. Kab, kamil müminin vasfını bildiğinden anlaşmaz mümin durumuna düşmek istemiyordu. Hemen cevap verdi:

- Başım gözüm üstüne ya Resulallah. Alacağımın yarısını bağışlayarak anlaşan mümin olmayı tercih ediyorum!

Bundan sonra da borçlu İbni ebi Hadred’e işaret eden Efendimiz; “Kalk git, sen de kalan borcunu getirip hemen öde. Senin de buna gücün yeter artık”, buyurdu.

- Hemen ödüyorum ya Resulallah, bu kadarını zaten hazırlamıştım, anlaşmaz mümin durumuna düşmekten Allah’a sığınırım, dedi. Böylece gürültülü bir anlaşmazlık, anında sakin bir anlaşmayla sona erdi.

Efendimiz buyurdu ki: - “Mümin anlaşan, anlaştıran insandır.” Arkasından da ekledi:

- Anlaşmayan, anlaştırmak için gayret göstermeyen müminde hayır yoktur! Bunu böyle bilin!

- Ne dersiniz, evde ve sokakta biz ne haldeyiz?. Anlaşan, anlaştıran mümin örneği mi veriyoruz? Yoksa aksiliklerin ve inatçılığın numunesini mi teşkil ediyoruz? Bir düşünsek, nefs muhasebesi yapsak mı?
Sayı: 245
Bölüm: Hayatın İçinden



Yazdır Arkadaşıma Gönder Geri Yukarı


Yazara ait diğer makaleler
Salat-ı Tefriciyye’nin sağlayacağı dünyevî fayda kesin mi?
Ramazan Müslümanlığı değil...
Hanım beyinin cenazesini yıkayabilir mi?
Toplumu bölme fitnesi çıkaranlar...
Sürçmelerden sonra yolumuza devam edebiliyor muyuz?
Hiç düşündünüz mü? Anlaşan, anlaştıran insan mısınız?
Kur’an öğretiminden ücret alınmaz mı?..
Kaynana, kayınbaba ve gelin kız ne demektir?
Böyle hanım da böyle bey de var günümüzde!
Peygamberimiz kadına şiddete izin vermedi?
İslam’da aile mahremiyetini koruma kuralları yok mu?
Tartışmayla gelen telefon sorusu: Kadından evliya olmaz mı?
Yaz ayları Kur’an okumayı adet hale getirmek için iyi bir fırsat
Mezheplerimiz zenginliğimizdir
İncittiğiniz insanın bedduasından korkun!


Hayatın İçinden
Osmanlı Devleti’nde hekimbaşılık

Haftada bir sohbet iyi gelir!
Piknikte kâinatı okumayı öğrenen enişte bey
Toplumu bölme fitnesi çıkaranlar...
İmam-ı Azam’dan nasihatler
4 gelin-4 görümce, üç yıldır her ay özel buluşma günü yapıyor
Medine’nin müdafaası zor şartlar altında oldu
Sürçmelerden sonra yolumuza devam edebiliyor muyuz?
Anne-babası olduğu halde yetim ve öksüz büyüyen çocuklar var
Ezan bize neyi fısıldar?
En hayırlı genç nasıl olur?
Osmanlı’da eğitim
Hiç düşündünüz mü? Anlaşan, anlaştıran insan mısınız?
Beyazid-i Bistâmi: Marifeti neyle buldun?
Fudayl bin Iyad: 3 şey kalbi kasvetlendirir
Telefon eden 'Müsait misiniz?' diye sorsa…
Nefsimiz de guguk kuşu gibidir
Dün öldü, yarın doğmadı, bugün can çekiyor, öyleyse şu anı değerlendirmek için amele sarıl
Osmanlı şehirleşmesinde en ileri yerleşim yeri: Bursa




Sayı 250
21 Eyll 2007


PDF formatında indirmek için tıklayınız

New Page 1
 

En Çok Okunanlar

En Çok Önerilenler
 


Dr. Can’ın vefatından bir gün önceki ses kaydını dinlemek için tıklayınız


Copyright© 1995-2006 Feza Gazetecilik A.S. / Fevzi Çakmak Mah. 34194 Yenibosna / İSTANBUL
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 454 14 67 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.